|
Bu yazı çok daha geniş olarak
9 ve 23 Kasım 2003 tarihli Cumhuriyet Bilim Teknik Dergilerinde iki
kısım halinde yayımlanmış; ayrıca II. Ulusal Kognitif Nöroloji
Kongresinde (Mayıs, 2005) sunulmuştur.
Son
yıllarda yapılan beyin araştırmalarının bulguları
gelişim ve öğrenme psikologlarının 1900’lardan beri
söyleyegeldikleri görüşleri ispatlar niteliktedir. Beyin görüntüleme
teknolojilerinin bulunmadığı zamanlarda, sadece fareler ve ölmüş
kişilerin beyinleri incelenerek yapılan araştırmalara ve çeşitli
gözlemlere dayanan öğrenme kuramlarının (insanların nasıl
öğrendiğini açıklamaya çalışan kuramlar) söyledikleri bugün artık
beyin araştırmaları ile doğrulanmış durumdadır.
Beyin
araştırmalarının bulgularına dayanarak Caine & Caine (1991)
tarafından oluşturulmuş olan Beyne-dayalı Öğrenme anlayışı
eğitimcilere önemli mesajlar vermektedir.
Bütün
öğrenmeler beyinle ilgili olduğuna göre “beyne-dayalı” öğrenme ne
anlama gelmektedir? Beyne-dayalı öğrenme, beynin yapısına ve
işlevine dayalı öğrenme anlaşıdır. Sinirbilim araştırmalarıyla
beynin nasıl çalıştığını anlayarak, öğrenmeyi en üst düzeye
çıkarmakla ilgilidir.
Araştırmacılar
bebeklerin beyninin doğumda birbirine bağlanmayı bekleyen
trilyonlarca bağlantısız nörondan (sinir hücresi) oluştuğunu
söylemektedirler. Bebek büyüdükçe oluşan bağlantılar çocuğun daha
sonraki gelişm aşamalarını ve gelişimini etkiler. Oluşturduğu
örüntüler, yetişkinlikte de devam edecek olan – kendisiyle ve
diğerleriyle ilgili – inançlarını da içerir. Çocuklar öğrenmelerinde
ne kadar desteklenir ve stimule edilirlerse o kadar çok bağlantı
oluşacaktır ki bu, yaşam için beynin daha iyi işlev görmesi anlamına
gelmketedir (NEA Today, 1997).
Beyne-dayalı
öğrenme izlenecek bir reçete sunmaz; ancak karar vermemizde beynin
doğasını gözönünce bulundurmamızı söyler. Beyin hakkında
bildiklerimizi kullanarak daha çok öğrenene erişebiliriz. Kısacası,
beyne-dayalı öğrenme beyni anlayarak ve onun yapı ve işlevlerini
aklımızda bulundurarak öğrenmeyi düzenlemektir (Jensen, 2000)
BEYİN
BENZERSİZDİR
Herşeyden
önce bilmemiz gereken şey, beynin benzersiz olduğudur.
Biliminsanları, parmak izi gibi beynin de benzersiz (“unique”)
olduğunu doğrulamışlardır.
Beynin
değişkenliği genetiğe ve çevresel etkilere bağlıdır. Yaşantılarımız
(deneyimlerimiz) sonucu oluşan, sinir hücreleri arasındaki
bağlantılar, kişisel bilişsel haritalarımızı meydan getirir.
Hepimizin düşünme ve algılamayla ilgili haritalarımız çok farklıdır
ve bunlar zaman içinde de değişiklik gösterir. Bu haritalar ya da
sinirsel ağlar birbiriyle konuştuğu zaman öğrenme meydana gelir.
Ağlar birbirine ne kadar bağlıysa, kişi, öğrenmeden o kadar fazla
anlam çıkarır.
ÖĞRENMEYİ
ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Yeni
doğan bebeğin beyninin temiz, beyaz bir kağıda benzediğini,
büyüdükçe deneyimlerle beyninin şekillendiğini savunan görüş artık
geçerliliğini yitirmiştir. Bilindiği gibi Watson, Skinner gibi
davranışçı kuramcılar yetenek, huy, utku, inanç, duygu gibi
kavramları yok sayarak beynin tamamen istenildiği gibi
şekillendirilebileceğini savunmuşlardı.
20.
yüzyılın ikinci yarısından itibaren “beyaz kağıt” doktrini çatlamaya
başlamış ve sinirbilim, psikoloji, davranış genetiği gibi bilim
dalları geliştikçe düşüncenin biyolojik bir süreç olduğu, beynin
evrim yasalarından ayrı olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmaya
başlanmıştır. Yeni doğan bir bebeğin beyni bomboş değil, bir takım
‘deneyim bankaları’ ya da bilişsel haritalarla donanmış
vaziyettedir.
|